Teknoloji

Küçük Plak Dükkanı: ‘Her şeyi satan değil kimliği olan bir plakçı’

Plak dükkânlarını hep sevdim. Bir plak dükkânına girdiğimde kendimi dünyadan soyutlanmış ve dokunulmaz hissederim. İçeride zamanın akmadığını ve orada asla kötü bir şey olamayacağını… Plakları karıştırırken ve bazılarını dinlerken, hiçbir şey müzikle arama giremezmiş gibi gelir bana.

Müzikle gerçek anlamda ilişkim, on dört yaşında düzenli olarak Beyoğlu’na gitmemle başladı. Birkaç uğrak müzik dükkânım vardı, Atlas Pasajı’ndaki Kod Müzik de bunların başında geliyordu.

İçimde müziğe karşı derin bir açlık duyuyordum, dünya keşfedilmeyi bekleyen hazinelerle doluydu ve Kod Müzik çalışanları ufkumu açmak konusunda ellerinden geleni yapıyorlardı. Dünya benim tarafımdan keşfedilmeyi bekleyen muhteşem rock gruplarından oluşan uçsuz bucaksız bir denizdi.

Walkman’den Spotify’a, müzik dinleme yolculuğunun birçok durağını görmüş biri olarak, birkaç yıl önce yeniden plaklara döndüm. Kadıköy’deki Küçük Plak Dükkânı’na ilk girdiğimde ve duvardaki kocaman Patti Smith posterini gördüğümde kendimi yeniden on dört yaşında gibi hissettiğimi hatırlıyorum.

Küçük Plak Dükkanı

Dükkânın girişinde ise çok sevdiğim Nick Hornby’den bir alıntı yer alıyordu: “Plak dükkânları hayatınızı kurtaramaz ama size daha iyi bir hayat verebilirler.” Eh, ben de buna kesinlikle katılıyordum!

O gün orada plakları karıştırırken hayaller kurmak, dükkânın sahibi Nevra İlhan’ın raflarda dizili küçük Lego figürlerine bakmak, sepetteki fanzinleri incelemek beni Kod Müzik günlerime ışınladı. Bu, çok özlediğim bir histi.

On dört yaşındayken harçlıklarımı biriktirerek satın aldığım ilk CD bir The Smiths albümüydü, o gün de eve bir The Smiths plağıyla döndüm. Kadıköy vapurunda kucağımda plakla otururken, dünyanın her şeye rağmen keşfedilmeyi bekleyen hazinelerle dolu bir yer olmaya devam ettiğini düşündüm.

Aradan yıllar geçti, İstanbul’dan Bodrum’a taşındım ve kendimi sık sık bu küçük dükkânı özlerken buldum. Derken küçük müzik örümcekleri Kadıköy’le Bodrum arasında mekik dokumaya başladı ve ortaya Nevra’yla yaptığımız bu tatlı sohbet ortaya çıktı.

Nevra İlhan – Küçük Plak Dükkanı sahibi

Tabii ki senden ilk kez bir plak dükkânı açma hayalinin aklına nasıl ve ne zaman düştüğünü anlatmanı isteyerek başlayacağım. Bu süreç hayallerindeki gibi miydi, yoksa beklenmedik güçlükleri de oldu mu?

Öncelikle benimle bu söyleşiyi yapmak istediğin için çok teşekkür ederim. 2005 yılında Moda’ya taşındım, plakları tekrardan filmlerde dizilerde görmeye başladığımız zamanlardı, ben de bir pikap almaya karar verdim.

Bilinçsiz bir şekilde eski eşyalar satan bir yerden çok eski bir pikap buldum. Çocukluğumda da evde pikap olduğu için plaklara aşinalığım vardı. Plak biriktirmenin keyfini tadınca daha iyi bir pikap almam gerektiğini düşündüm ve bir hobi haline gelmiş oldu.

Yurtdışında herhangi bir şehre gittiğimde girdiğim dükkanlar sadece plakçılar olmaya başlamıştı. 2017 yazı “Acaba bir plakçı açsam nasıl olur?” diye düşünmeye başlayıp sene sonunda dükkânı bularak, 2018 Ocak sonunda Küçük Plak Dükkânı’nı açmış oldum.

Dükkânı açtıktan sonra dolapları yaptırmak, posterler, renkler sanki hep kafamdaymış gibi çok hızlı bir süreçte tamamlandı ama plak temini asıl en zoru. Dükkânda sevdiğim albümleri satmak istediğim için toplu alımlar yapmayı çok sevemedim.

Fikir oluştuktan sonra plak stoğu yapmaya başladım ama istediğim albümleri bulmaya çalışmak çok da kolay bir süreç değil. Ocak ayında 7 yıl olacak ama en zorlandığım konu istediğim plakları bulabilmek çünkü her şeyi satan bir yer olması yerine dükkânın bir kimliği olmasını istedim.

Sanırım dükkân, ismini Roger Corman’ın kült korku filmi Küçük Korku Dükkânı’ndan alıyor. Bu filmle olan ilişkinden biraz söz edip bir de üstüne en sevdiğin plakçı filmlerini sıralarsan çok sevinirim.

Bu film aslında 1960 yapımı ama 80’ler çocuğu olduğum için 1986 versiyonunu TV’de izlemiştim. Küçük bir yaşta izlediğim için açıkçası beni korkutan bir filmdi. Aslında bitkilerle de iyi geçinebilen biri olmama rağmen film daha sonraki zamanlarda hiç aklımdan çıkmadı.

Plak dükkânı fikri kafamda oluştuğunda da isim düşünürken film aklıma geldi. Fiziksel olarak baktığım ilk yer de şansıma küçük olunca bu bir işaret olmalı dedim ve adı Küçük Plak Dükkânı oldu.

Dükkânda iki poster var. Biri herkesin çok iyi bildiği High Fidelity, diğeri de Good Vibrations. Bu iki filmi de çok seviyorum.

Dükkânda bir adet “Küçük Plak Dükkânı Gerçekten Küçükmüş” kavanozu bulunuyor, değil mi? Bu sözü her söyleyen kavanoza para atmak zorunda… Peki ya sen kendi ‘küçük’ dünyanda mutlu musun? Burada bir günün nasıl geçiyor?

Bu cümle açıkçası biraz sohbete giriş gibi kullanılıyor ama bunu defalarca duyunca komik geldiği için bir gün Instagram’da bunu paylaşınca, dükkân müdavimlerinden Cem, bu sürprizi hazırlamış. Para atmasalar da olur tabii ki ama bunu söyleyip kavanozla göz göze gelince komik bir an oluyor.

Kendime çok konforlu bir alan kurduğumu düşünüyorum. Vitrine şarkı sözü bulmak ilk senelerde kolay oluyordu ama bazen hiç üşenmeden 30-40 tane şarkı sözü okuyup vitrindeki panoya yazıyorum.

Plak satışı dışında dükkâna gelen kemik bir genç kitle var. Lisedeyken tanışıyoruz, sonra üniversiteye ya da yurt dışına gidiyorlar ve iletişimi hiç kaybetmiyoruz. Müzikle ilgili olan çocuklar olduğu için kendi o yaşlarımla çok özdeşleştiriyorum.

Onların dertlerini, mutluluklarını, yaşadıkları sorunları dinlemek; onlara ufak tavsiyeler vermek beni çok mutlu ediyor. Ben de onlardan yeni trendleri, yeni grupları öğreniyorum. Güzel sohbetler ediyoruz. 7 yıl içinde böyle bir bağ kurduğumuz için mutluyum.

Patti Smith posteri, Küçük Plak Dükkanı

Dükkândaki kocaman Patti Smith posterini çok seviyorum. Merak ediyorum… Acaba Patti günün birinde içeri giriverse ne olurdu? Sence hangi plağı satın alırdı? Ve sen ona ne söylemek isterdin?

Dükkânı açmadan önce birden fazla poster aldım ama dükkânı en iyi yansıtacak olanın Patti Smith olacağını düşündüğüm için onu asmaya karar verdim. Rüyamda daha önce dükkâna Patti Smith, Oasis, Thom Yorke ve Bono’nun geldiğini gördüm.

Sanırım böyle bir hayalim hep varmış. Gerçekten gelseydi herhalde Türkçe plakları dinlemek isterdi, belki de Barış Manço alırdı. Hayat enerjisini nasıl taze tutabildiğini, mutluluğun onun için ne demek olduğunu öğrenmek isterdim.

Bir şarkı olsaydım, sanırım bir The Beatles şarkısı olurdum. Ama bir plak olsaydım, Tim Buckley’in 1967 tarihli ‘Goodbye And Hello’ plağı olmak isterdim. Bu albümle aran nasıl? Sen bir plak olsaydın, hangisi olurdun?

‘Goodbye and Hello’ çok sevdiğim bir albüm. Tim Buckley’i ilerleyen yaşlarımda öğrenmiştim. Müzisyenlerin hayat hikâyelerini de bilmek beni mutlu ediyor. Bazen o albüme takılıp başka bir şey dinlemediğim zamanlar oluyor.

Ben sanırım Ok Computer olmak isterdim. Bilinçli olarak Radiohead’i dinlediğim ilk albüm bu. 1998 yılında İngiltere’ye Au Pair olarak gitmiştim, müzik dükkânına girip ilk aldığım CD’ydi. Sanırım oradaki dönemimle de özdeşleştirdiğim için benim için çok özel.

Dükkânda sadece plak ve kaset değil, fanzinler de bulunuyor. Bu da mahallenin fanzin kültürünün yaşamasına katkıda bulunuyorsun demek. Fanzinlerle büyümüş biri olarak, onların dünyayı daha iyi bir yer yapabileceklerini çok iyi biliyorum. İnsana bir ‘topluluk’ duygusu verebileceklerini, ait hissettirebileceklerini… Sence bir plak dükkânı bu duyguyu muhafaza etmek konusunda bir fark yaratabilir mi?

Fanzinler ücretsiz. Fanzin yapan herkes dükkâna bırakabilir. Şu an sosyal medyada herkes kendini bir şekilde ifade ediyor ama bir yayının basılı olması bence her şeyi hâlâ daha özel kılıyor.

Sosyal medyada daha genele yakın içerikler görüyoruz ama fanzinler alternatif bir kitleye hitap ediyor. Herhangi bir gencin fanzinde okuduğu bir cümle ya da gördüğü bir çizim, kendisinin de geçirmekte olduğu dönem için bir aydınlanma yaratabiliyor ve günümüzde buna daha çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Aynı grubu, aynı şarkıyı sevmenin ortak bir duyguya sahip olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de gençlerin dükkânda tanışıp arkadaş olmaları ve ortak paydanın Küçük Plak Dükkânı olması beni mutlu eden bir his.

İlk satın aldığın albümü hatırlıyor musun? Onu saklıyor musun?

Madonna, True Blue kaseti. Hayır, saklamıyorum maalesef. Bu konuda çok başarılı biri değilim ama izlediği konser biletlerini, kasetlerini saklayan insanlara çok özenirim.

Kasetlerden dijital platformlara ve plaklara, bizim kuşak için sık sık değişen müzik dinleme deneyimini nasıl değerlendirirsin?

Bizim dönemimizde bir albüme ulaşmak çok kolay olmadığı için kaseti bozana kadar dinlerdik. Bir şarkının arkasından gelen şarkı zihnimizde çalmaya başlardı. Şimdi müziğe ulaşmak çok daha kolay, bu yüzden de doğal olarak bir doyumsuzluk oluyor. Ben bile bazen yeni bir albümün hepsini dinleme sabrını gösteremiyorum.

Günümüzde daha çok tekli çıkarılıyor ama ben yine de albüm olarak dinlenmesi gerektiğini, müzisyenin sıraladığı şekilde dinlemenin önemli olduğunu, hikâyeyi öyle anlayabileceğimizi düşünüyorum.

Son 20 yıldır plağın tekrar gündemde olması çok güzel bir şey, çünkü stream’e doğan çocuklara fiziksel bir albüme sahip olma şansını sağlıyor. Plak alanların da günümüzde daha çok gençler olması bunun karşılığı.

Bir şarkının gündeme gelmesinde şimdilerde Tik Tok ya da reels’ler de çok önemli. Bir anda herkes Sade sormaya başlıyor, ben de çevremdeki çocuklara soruyorum; cevapları “Bu ara sosyal medya video’larında bir şarkısı çok kullanılıyor,” oluyor.

O şarkıyı duyan milyonlarca gencin küçük bir kısmı sadece 15 saniye ile kalmayıp Sade’yi öğreniyor, albümlerini dinliyor. Ufak bir kısım için bile bilgilendirici olacaksa bu şekilde de öğrenebilirler, benim için bu da güzel bir şey.

Bu başkalarında çok merak ettiğim bir şey: Evindeki plakları şeffaf kılıflarında mı saklarsın, yoksa kılıfsız mı?

Genelde yeni baskı plakları jelatinini yırtmadan açıp muhafaza etmeye çalışıyorum, diğerlerini de kılıflı saklamaya çalışıyorum.

Son olarak, en son kime hangi plağı hediye ettin?

Sevgili arkadaşım Eda’ya doğum gününde Saint Etienne’in ‘Side Streets’ teklisini hediye ettim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu